(5) …beden, irade’nin yuvasıdır. irade bir tür…, bilinçsiz kuvvet gibi birşeydir; bu irade’nin biricik özelliği istemektir, istediği şey de sadece kendisidir… kendisini belli eder sadece; ağırlıklı olarak, dürtü, içgüdü olarak, yaşama isteği ve gücü olara; ama bilincimizde de izler bırakır.
(6) irade, türü koruyabilmek… için cinsel dürtüyü kullanır.
(9) “arthur” adını verirken, bu adın telafuzunun, uluslarararsı, değişmez bir ad olduğu gerekçesinin altını çizmiştir…
(16) insan doğasına yabancı ve bu doğayla çelişen birşeyin, yani aslı astarı olmayan bir kuruntunun her dönemde dâhi yazarlarca bıkıp usanmadan canlandırılıp anlatılmış olması ve insanlıkla, hiç değişmeyen bir katılım ve ilgiyle karşılanmas, imkânsızdır; çünkü hakikat / doğru olmadan güzel sanat olamaz:…
(20) … insanlığın genç kesiminin enerji ve gücüyle birlikte düşüncelerinin yarısını sürekli olarak meşgul ettiği, hemen her insan çabasının nihai amacı olduğu, en önemli meselelerde belirleyici etkiler yaptığı, en ciddi meşguliyetleri ve işleri her saat aksattığı, ara sıra en büyük kafaları bile karıştırdığı, devlet adamlarının görüşmelerinin ve bilginlerin araştırmalarının arasına, bunları bozucu şekilde, ıvır zıvırlarını sokmayı aşk mektuplarını ve saç buklelerini ta bakanlık evrakının ve felsefi elyazmalarının arasına yerleştirmeyi arsızca becerdiği, aynı şekilde bugün en karmaşık ve en feci kavga dövüşleri körüklediği, en değerli ilişkileri bozduğu, en sağlam bağları koparttığı, kimileyin hayatı ya da sağlığı, kimileyin de zenginliği, statü ve rütbeyi ve de mutluluğu kendine kurban seçtiği, hatta aslında merhametli ve dürüst olanları, vicdansızları, o zamana kadar sadık olanları birer haine dönüştürdüğü; kısacası, bir bütün olarak, herşeyi tersine çevirmeye, karmakarışık etmeye ve yıkmaya çalışan kötü niyetli, düşmanca bir iblis olarak ortaya çıktığı bu gerçek dünyada da oynadığı rol…
(23) … bu yüzden de karşılıklı sevginin değil de, sahip olmanın, yani fiziksel haz ve zevkin asıl tayin edici yan olmasından bellidir.
(27) … bu birey, babasından iradeyi (isteği) ya da karakteri, annesinden zekayı; beden yapısını ise bu ikisinden alacaktır…, çoğunlukla, vücut biçimi babaya, boy uzunluğu daha çok anneye çekecektir.
(28) …ilk tohumıu doğar. bu yeni birey, belli bir anlamda yeni (platoncu) idea’dır: bütün idea’ların en büyük şiddetle fenomenleşmek, nesneler arasına girebilmek için nedensellik yasasının aralarında paylaştırdığı gerekli maddeyi hırsla ele geçirme çabalarında olduğu gibi, bu bir insan bireyselliğinin özel idea’sı da, en büyük hırs ve şiddetle fenomenin içinde kendi gerçekleşmesini sağlamaya çalışır.
(34) doğa içgüdüyü, eyleyen bireyin (kendi dışında belirlenmiş) amacı, hedefi anlama yeteneğinden yoksun olduğu yada istemekte isteksiz olduğu her yerde (bireyin içine) yerleştirir. bu nedenle içgüdü kuralda, sadece hayvanlara, o da tercihen en az akla sahip olan en alt basamaktaki hayvanlara verilmiştir; ancak, burada incelenen hemen heer durumda, amacı kavrayabilecek olsa da onu gerekli hırs ve gayretle, hatta kendi bireyse liyiliğinin pahasına kovalamayan insana da verilmiştir.
(35) …; öyle ki söz konusu vehimin sürüklendiği kimse, onu bir başına yönlendiren amaçtan, (yeni bir birey üretme amacından) çoğu zaman iğrenir bile ve onu engellemek ister;… nihayet ulaşılan haz ve zevkin ardından her aşık çarpğıcı bir hayal kırıklığı yaşayacaktır ve öylesine özlemle arzu edilmiş olan şeyin, başka bir cinsel tatminde olduğundan öteye iş yapmadığını görüp şaşıracaktır.
(37) … kadının erkeğe göre ondan bir fazla iç güdüsü bulunmaktadır.
(37) insanda beynin o kadar ağır basması, onda hayvanınkinden daha az içgüdü bulunuşunu ve bu az sayıda içgüdünün bile kolayca yanıltılabileceği gerçeğini açıklamaktadır.
(38) herşeyden önce, erkeğin doğası gereği aşkta vefasızlığa, kadının ise sürekli sadakata eğilimli olduğu gerçeği bu incelemeye girer. erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır: hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekeler: erkek değişiklik özler. kadının aşkı ise, özellikle o andan sonra artmaya başlar. bu, türü koruyup onun varlığını sürdürmeye bu bakımdan da olabildiğince fazla çoğalmaya yönelik doğanın amacının bir sonucudur… erkeğin gözü hep başka kadınlardadır; kadın ise buna karşılık tek erkeğe sımsıkı sarılır: çünkü doğan onu içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden, gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler.
(41) dikkatimizi yönlendirdiğimiz bu yanlar doğrudan türün tiğini, yani güzelliğini ilgilendirenler, sonra fiziksel özelliklere yönelmiş olan (ve mutlşak genel özellikleri temsil eden) ve nihayet he riki bireyin birbirini karşılıklı düzeltme gerekliliğinden ya da tek taraflılıklarının ve anormalkliklerinin giderilmesi hedefine bağlı olan sadece nispi yanlar olmak üzere, birbirinden ayrılırlar.
(42) … asıl tercihimizi, on sekiz ile yirmi sekiz yaş arasındaki döneme yöneltiriz… güzellikten yoksun gençlik gene de çekicidir; gençlikten yoksun güzellik çekici değildir.
(41-43) 1- yaş, 2- sağlık, 3- iskelet, kemik yapısı, 4- etin belli bir dolgunlukta olması, 5- yüz güzelliğ, 6- dikkat(?)
(44) aslında zaten kadınlar, (erkek) güzelliğine çok az önem verirler; hele de yüz güzelliğine. bunu, çocuğa verme sorumluluğunu sanki sadece kendiler yükleniyormuş gibi bir durum söz konusudur.
(45) kadının aşamayacağı istisnai özellikler, erkeğin cinsine özgüolanı, dolayısıyla da annenin çocuğa veremeyeceği özelliklerdir: bu özelliklerin arasında iskeletin (kemiklerin) erkeksi yapısı, geniş omuzlar, dar kalçalar, düz bacaklar, kas gücü, cesaret, sakal vb yer alır. bu nedenle kadınlar, … bu erkeksi özellikler taşımayan bir erkeüğe hiç aşık olmazlar…
(52) (fiziksel olarak) herkes kendi karşıtını tercih edecektir, ama elbette kendi mizacı kararlı ve kesin bir mizaçsa.
(61) çünkü bu sonsuz değer verme, bu sınırsız beğeniş, sevilenin her hangi zihinse, entellektüel, hele hele nesnel, reel avantajlarına dayanmış olamaz; çünkü karşıdaki kişi, … çoğunlukla, seven tarafından yeterince tanınmamakta, her şeyiyle bilinmemektedir.,
(61) büyük tutkular da zaten ilk bakışta doğarlar.
(61) “ilk bakışta sevmeden kim aşık olmuştur ki?” – shakespeare, as you like it, III. 5.
(63) geçmişiniunutan halk, onu yeniden yaşamaya mahkumdur. – w. churchill.
(64) çünkü nasılki tür bireyden çok daha önemliyse, sevenlerin mücadele ve çabaları da bize, bunlara direnç gösteren herşeyden çok daha önemli, yüce ve bu nedenle de adil ve haklı görünür.
(65) … (aşık erkeğin) türün ruhunun eline geçmiş, onun hakimiyeti altına girmiş olması, ve artık kendine ait olmamasıdır. bu yüzden de eylemleri, bireyin çıkarlarına aykırı düşer.
(67) evet, aşk çoğu zaman, cinsel ilişki bir yana bırakılacak olursa, sevenin kin duyabileceği, hatta tiksinebileceği kişilere sararak, sadece dış ilişkilerle değil, sevenin kendi bireyselliğiyle de çelişkiye düşer.
(72) ques res in re que consilium, neque modum hahet ullum, eam consilio regere non potes. (ne mantığı ne de ölçüsü olan şeyi, akıl ile yönlendiremezsin. -
terez, eunuchus, V. 57-58.
(74) çünkü bireysel rahat ve refah ile tutkulu sevginin yan yana yol alması en ender görülür, şansa kalmış durumlardandır.
(76) aşık kiş niçin, biricik sevgilisinin gözünde, sadece ona bağlımlıdır ve her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdır? çünkü, ötekini arzulayan, onu talep eden yanı, onun ölümsüz yanıdır. başka her türlü şeyi arzu eden ise onun ölümlü yanıdır.
(84) “naturam expeilas furca, tarnen usqria rceiirrct”. (doğayı isterseniz tırmıkla söküp atın, gene de geri gelir) – hraz, epistu / ae, 1, 10, 24.
(86) çünkü doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır, ahlaki olanı değil: hatta kendisi ile ahlak arasında tayin edici bir uzlaşmaz çelişki bulunmaktadır.
(88) …, yalnızca aileden kötü olan biri, bu eğilime (padestrie) teslim olacaktır. bu arada doğa, kovaladığı amaca, bu eğilimin kadınlara karşı giderek artarak isteksizliğe ve nihayet kadınlardan iğrenmeye kadar varan bir kayıtsızlığı da beraberinde getirmesiyle ulaşır.