görünüşün, yüzün, saçların..
sesin, içtenliğin, gülümsemen…

genelleme de bir önyargıdır.

minimalizm
elitizm
anarşizm
altruizm
nihilizm
romantizm
narsizm
melankolizm
manizm
kaosizm

.. kedisi

”insanların günahlarını görünce, bunlara güçle mi yoksa alçakgönüllü sevgiyle mi tepki göstereceğimizi bilemiyoruz.”

Sevgi uzun süre acı çeker, şefkatlidir; kıskanmaz, övünmez, şişinmez,
Ktü davranmaz, kendisinin olmayanı istemez,
Kolay kolay kışkırtılmaz, kötülük düşünmez;
Herşeye katlanır, herşeye inanır,
Umut eder, dayanır;
Umudun inancın ve sevginin
en yücesi yine sevgidir.

”Ben, benim; dünyada geri kalan herşey, benim için ancak birer araçtır. eğer ben varsam, siz var olamazsınız; ben olduğum sürece size yer yoktur.

Yaptığım iyi ya da kötü bütün işler, hep aynı nedene dayanıyor. Kendimi bütün benliğimle verebileceğim tam ve ideal(1) aşka özelm. Benden çok üstün olan, hayatta be yapnan gerektiğini düşünmeye, kendimi kollamaya ihtiyacım olmayacak kadar üstün birisi; ister kadın,ister erkek, ister Tanrı olsun, varlığımı verebileceğim birisine olan özlem!…

Genç kız, kendisini erkeğin gözlerinde hayal etmiştir; kadın da, kendisini erkeğin gözlerinde bulacağını sanmaktadır.

Bu adamın yarın gelmesine izin vermekle, onu bir dost, bir aşık olarak değil, ama hayatımın ve kişiliğimin hevesli bir seyircisi olarak bulundurma isteğine boyun eğdiğimi itiraf etmeliyim.

Kendisini hiç kimsenin arzulamadığı bir çiçek, bir koku, bir hazine hissetmekten daha acı birşey yoktur.

Kadının kendisini etten bir nesne, başkasının bir avı haline getirmesi, kendine duyduğu hayranlığa aykırı düşer… Birisiyle yatmanın vücudunu soldurduğunu, kirlettiğini ya da ruhunu değersizleştirdiğini sanar.

Seven erkek, sevdiği kadına sahip olarak onu kendi varlığına katar; kadın ise ‘kader’ini ‘teslim olma’da bulur. Ama kadın, gerçekten sevildiğine inanmazsa kendini tam olarak teslim etmeyecektir. erkeğin saygısı, sevgisi ve hayranlığı bağımlılığından kurtulması için kadına yol gösterir ve ondaki alçalma duygusunu yok eder.

Genç kız kendisini ‘kendinden aşağı’ bir erkeğe teslim etmişse, bu, aşka layık olmadığı inancıyla kendini küçük düşürme isteğinden gelir… Genellikle, erkek üstünlüğünü temsil eden bir adam arar.

Sevginin, kadının hayatında sanıldığından daha az bir yeri vardır. Koca, çocuklar, yuva, eğlenceler, toplumsal görevler, boş gurur, cinsel ilişkiler ve meslek çok daha önemlidir.

Herşey onu kolay yolu seçmeye kandırmaktadır; yukarı doğru savaşmaya davet edecek yerde kendisini boşvermesiyle cennete erişecvği söylenmektedir… Kadın bu düşle aldatıldığını anladığı zaman artık çok geç olmuştur; sonunda, kaybettiği bir serüvende bütün gücünü tüketmiştir.

”Artık gelmeyeceksin sanmıştım”… ”Gelmeyebilirdin. Seni beklemem sanki bir daha göremeyecekmişim gibi bir hisse kapılıyorum.”

erkek, kadına durmadan vermesini öğütlemekte, ama verdiği şeyler de canını sıkmaktadır.

”Da amantem et sencit quana dico.” – Aşkı yalnızca benim gibi aşık olan biri anlar.

”Sende sükun bulana kadar yüreğim huzursuzdur.”

”Bana sahip olmasaydın, beni aramazdın.” – ”Tu ne me chercherais pas, si tu ne me possedais.”

Herhangi bir yerde ve biçimde insanın haklı olduğu duygusu olmadıkça, başkaldırma da olmaz… Belirli bir yönüyle kendisini ezen düzenin karşısına, ”katlanamayacağımdan fazla ezilmeme” hakkını çıkarır… Başkaldıran insan, her başkaldırma eyleminde hem hakların çiğnenmesine karşı bir tiksinti, hem de kendisinin belirli davraışlarına tam ve ani bir bağlılık duyar. Böylece, her tehlikeye karşı desteklemeye hazır olduğu kapalı bir değer ölçüsü koyar ortaya.

Herşeye bir anlam katmak, onu berbat etmektir.

erkekler, yaşamaya ve sevgiye bir anlam verebilmek için ısrar ettiler; oysa kadınlar bundan iyisini biliyorlardı. Hayatın bir akış oduğunu, bir birlikte akmak, ayrı akmak ve sonra tekrar birlikte çıkmak olduğunu biliyorlardı… Çiçekler solmasalardı çiçek olmazlar, yapma şeyler olurlardı… Sevgini amacı yoktur…

Tanrı’nın mutlak değer olduğuna inanıldığındna, sevgi de tanrının mutlak değerinde yer alır. ”Sevginin tanımını vermedim. Bu imkansızdır, çünkü, sevginin tanımına yardım edebilecek daha yüksek bir ilke yoktur.”

erkek, ona zevk vererek onun bağımlılığını arttırır, özgürlüğüne kavuşturmaz… Sonra, … yakıcı anılar bir pişmanlık olmaktan çıkıp birer hazine haiine gelirler. …, duyulan zevk doğrulanmıştır… Heyecan, zevk, arzu artık bir durum değil, bir nimettir. Kadının vücudu artık bir nesne değil, bir alev, bir ‘ilahi’dir.

Aşığın isteklerine karşılık verirken kendisini ‘gerekli’ hissedecektir.

Sevdiğinin kendisinden hiçbirşey istemediği zamanlar mutsuzdur; öyle ki, duygulu erkekler hiç yoktan şunu bunu ister sevgililerinden.

Gerçek bir aşk, karşısındaki insanı bütün sınırları ve temelden gelen keyfiliğiyle kabul etmek zorundadır. Böylesi, bir kurtuluş değil, yalnızca insanlar arası bir ilişki biçimidir.

Kadın, sevdiğinden bir lütuf bekler. Bu verildiği takdirde, erkek cömerttir, zengindir, muhteşemdir, kral gibidir, tanrısaldır. Ya reddedilirse? O zaman cimri, kötü huylu, zalimdir; şeytansı ya da hayvansı bir varlıktır… İnsanüstü ile insanlık arasında ”insan olan”a bir yer yok mu?

Aşık, ya kendisinin göklere çıkarılan bir kral olduğunu kanıtlamalı, ya da kapkaççı olduğunu kabul etmelidir. Artık tapılmıyorsa, ayaklar altına alınıp çiğnenmelidir.

Aşka tutulmuş kadının başına çöken felaketlerden en büyüğü de, cömertliğin ihtiyaca dönüşüdür… Seven kadın, ilk önceleri sevdiğinin arzularının yerine getirmekten zevk duyar; sonraları…, doyurmak zorunda kalacağı bu arzuyu uyandırmak için zamanını harcar.

Kadın, kendisini köleleştirerek onu kendine bağlamanın en emin yolunu bulmuştur… Gerçektv bir zorbalık olduğu halde, böyle bir sevgi, armağan kılığı altında sunulmaktadır. …; çünkü, erkek kıskançlığı, yalnızca bir tekelci sahip olma istemidir. Uyku, çocukluğun zararsız saflığını kazandırdığı zaman, sevilen kadrın kimsenin değildir artık; erkek için bu kesinlik yeterlidir.

Birbirleri için var olan aşıklar zaten ölmüşlerdir; can sıkıntısından, yavaş yavaş kendini yiyip bitiren akın acısından ölür giderler.
Kadın, bu tehlikeyi bilir. Kıskançlık nöbetleri dışında erkeğin baştan aşağı tasarı ve eylem olmasını kendisi ister; uğraşlara girmezse, kagraman olamayacaktır çünkü.

”İnsan birisiyle bozuşmak istediği zaman, bunu mektupla bildirir.” … ”İnsan bir ilişkiyi bozmak istedi mi, mektup falan yazmaz.”

”Seni sonsuza kadar bekliyorum. Kafeste bir sincap gibi… Hiç gelmeyeceğini bilmektense, beklemeyi tercih ettiğim için seni bekliyorum.”

tonlarca duygum, ve dikkatsizliğimden kaynaklanan duygusuz ve ilgisiz gözükmem, değişen morallerim, yalnızlığımın önce umutsuzluğu, sonra anlık manik depresyonu olarak araya giren moralimin dengesizliği.. ve içimdeki sonsuz doluluk ve boşluğun beni ezip devirmesi..

duygulu insanları bu mu itiyor benden? (

mutlu veya yalnız ölmek umrumda değil de..
en çok yiyip bitiren beni bu konuda
mutlu öleceğimi bilmeden, ömür boyu mutsuz yaşamak, ya da
yalnız öleceğimi bilmeden, bütün insanların duygu sözcüklerine, duygularına sövmeden ölecek olmak…

kantindeki not defterimi defalarca sildim…
şimdi ise kesin çözümü buldum: kendi blog’umu tasaracağım.. güzel olacak =)

hepimiz kendi hayatımızın kitabının yazarı,
kendi tiyatromuzun oyununun oyuncusu,
kendi başyapıtımızın tanrısı,
kendimizin eseriyiz…

ne güzel değil mi, kendi mükemmel kurgumuzu tamamlamaya çalışmak?

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »